Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, aşağıda tamamına yer verdiğimiz 17.04.2013 tarihli kararında, motorundan ses gelen hafif ticari araç sahibinin, aracın tescil belgesinde kullanım şeklinin “hususi” olarak gösterilmesini de dikkate alarak tüketici kabul edilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Kurul, bu kapsamda, hafif ticari araç sahibi olan kişilerin de somut olayın koşullarına göre tüketici sayılabileceğini ve uyuşmazlığın tüketici mahkemesinin görev alanına girebileceğini kabul etmiştir.
Bu önemli kararın gelişim sürecini kısaca inceleyelim.
Ankara'da H.İ.K. isimli vatandaş, 2008 yılında bir hafif ticari araç satın aldı.
Araçta satın alındıktan sonra sabahları zor çalışma ve özellikle motor soğukken motordan ses gelmesi şeklinde arızalar ortaya çıktı. Araç, davacı tarafından defalarca yetkili servise götürülmesine rağmen sorunun yaklaşık iki yıl boyunca giderilemediği ileri sürüldü.
Bunun üzerine araç sahibi, aracın ayıplı olduğunu ileri sürerek Ankara 4. Tüketici Mahkemesi'nde dava açtı.
Davacı, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü aracın satış bedeli olan 27.860 TL'nin faiziyle birlikte tahsilini talep etti.
Ankara 4. Tüketici Mahkemesi, 16.02.2011 tarihli, E. 2010/99, K. 2011/91 sayılı kararıyla görevsizlik kararı verdi ve uyuşmazlığın Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmesi gerektiğine hükmetti.
Yerel mahkeme kararında; davacının hırdavatçılık yaptığı, dava konusu aracın kamyonet niteliğinde bulunduğu ve aracın esas itibarıyla yük taşımak amacıyla tasarlandığı belirtilerek, davacının aracı ticari veya mesleki faaliyetinde kullanmak amacıyla satın aldığının kabul edilmesi gerektiği değerlendirildi.
Mahkeme ayrıca aracın tescil belgesinde kullanım şeklinin “hususi” olarak gösterilmesinin, aracın kamyonet niteliğini ortadan kaldırmayacağı görüşünde bulundu.
Yerel mahkeme gerekçesinde özetle şu değerlendirmelere yer verdi:
“Bir davanın tüketici mahkemesinde görülebilmesi için davacının tüketici olduğunu kanıtlaması veya sözleşme içeriğinden sözleşmenin tüketici işlemi olduğunun anlaşılması gerekir. Davaya konu araç ve benzeri araçlar üretici firmaların reklam ve ilanlarında ticari araç olarak satışa sunulmakta, araç kamyonet vasfındadır. Yük taşıma amacı asıl olan kamyonet vasfındaki aracı ticari işletme sahibi olan kişinin öncelikle ticari faaliyetinde kullanmak amacı ile satın aldığının kabulü zorunludur.”
Yerel mahkeme, aracın tescil belgesinde “hususi” ibaresinin bulunmasını yeterli görmeyerek, davacının tacir olması ve aracın yük taşımaya elverişli kamyonet niteliğinde bulunmasından hareketle işlemin ticari veya mesleki amaçla yapıldığı sonucuna vardı.
Kararda bu husus şu şekilde ifade edildi:
“Aksi düşünce halinde tescil belgesinde ‘hususi’ yazan tüm araçlar harç ödemeden tüketici mahkemelerinde dava açabileceklerdir. Kaldı ki, yüksek mahkeme kararlarına göre şirket adına kayıtlı ‘hususi’ yazılı binek otomobil araçların davalarına genel mahkemelerde bakılmaktadır.”
Mahkeme devamında;
“Mahkememiz araç tescil belgesinde ‘hususi’ yazmasının aracın kamyonet vasfını kaldırmayacağı düşüncesindedir.”
şeklinde değerlendirme yaptı.
Yerel mahkeme, o tarihte yürürlükte bulunan 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 3/e maddesinde tüketicinin, “bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan ve yararlanan gerçek ve tüzel kişiler” şeklinde tanımlandığına işaret etti.
Bu çerçevede mahkeme, vergi kaydından ticaretle uğraştığı anlaşılan davacının, yük taşımak amacıyla imal edilmiş kamyoneti ticari veya mesleki amaçla edindiğinin kabul edilmesi gerektiğini belirterek, davacının tüketici sayılamayacağı sonucuna vardı.
Sonuç olarak mahkeme, uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde değil, Ankara Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verdi.
Davacı araç sahibi, yerel mahkemenin görevsizlik kararını temyiz etti.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 24.01.2012 tarihli, E. 2011/16657, K. 2012/901 sayılı kararıyla yerel mahkemenin görevsizlik kararını oybirliğiyle bozdu.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığın tüketici işlemi kapsamında kaldığını kabul ederek davanın esasının incelenmesi gerektiğine karar verdi.
Bozma kararında özetle şu değerlendirmelere yer verildi:
“Somut olayda taraflar arasındaki satış sözleşmesine konu olan araç tanıtım kılavuzunda genel olarak ticari araç olarak tasarlandığı belirtilmiş olsa da dosyada mevcut olan araç ruhsatında aracın kullanma şeklinin ‘ticari’ değil ‘hususi’ olduğunun yazıldığı, bu nedenle aracın ticari amaçla değil hususi amaçla satın alındığı anlaşılmaktadır.”
Yargıtay devamında, ruhsatta kullanım şeklinin “hususi” olarak gösterilmesine ve aracın bu şekilde tescil edilmiş olmasına önem vermiş; aynı belgede kullanım amacı bölümünde “yük nakli” ibaresinin bulunmasının ve davacının ticari işletmesi bulunan bir tacir olmasının, somut olayda tüketici sıfatının kabulüne engel olmayacağı sonucuna varmıştır.
Kararın devamında şu ifadeler kullanılmıştır:
“Aynı belgede kullanma amacı başlığı altında yük naklinin işaretli olması ve davacının da ticari işletmesi olan bir tacir olması da mahkemenin kabulünün aksine sonuca etkili değildir.”
Yargıtay sonuç olarak;
“O halde taraflar arasındaki uyuşmazlık Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında kaldığına göre mahkemece işin esası incelenerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.”
gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin bozma kararına karşı yerel mahkemenin direnmesi üzerine uyuşmazlık Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun önüne gelmiştir.
Hukuk Genel Kurulu, 17.04.2013 tarihli kararında, uyuşmazlığın tüketici işlemi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
Bu kararın özellikle dikkat çekici yönü, bir kişinin tacir olmasının veya ticari işletmesinin bulunmasının, yaptığı her işlemin otomatik olarak ticari işlem ve kendisinin de her işlem bakımından tacir sıfatıyla hareket ettiği anlamına gelmeyeceğini ortaya koymasıdır.
Bir kişinin tüketici sayılıp sayılmayacağının belirlenmesinde işlemin niteliği ve malın hangi amaçla edinildiği önem taşımaktadır.
Bu nedenle, yalnızca aracın “hafif ticari araç” veya “kamyonet” niteliğinde olması, tek başına alıcının tüketici olmadığı sonucunu doğurmaz.
Aynı şekilde, kişinin tacir olması da tek başına yaptığı bütün mal ve hizmet alımlarının ticari veya mesleki amaçla gerçekleştirildiğini göstermeye yeterli değildir.
Somut olayda Yargıtay, aracın tescil belgesinde kullanım şeklinin “hususi” olarak gösterilmiş olmasını ve işlemin somut özelliklerini dikkate alarak tüketici işlemi bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.
Söz konusu kararın verildiği tarihte 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun yürürlükteydi. Günümüzde ise tüketici kavramı 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 3. maddesinde düzenlenmektedir.
6502 sayılı Kanun bakımından da temel ölçüt, mal veya hizmetin ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinilip edinilmediğidir.
Dolayısıyla günümüzde de bir aracın yalnızca teknik olarak “hafif ticari araç” veya “kamyonet” olması, alıcının tüketici sıfatını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Bununla birlikte, güncel hukuk bakımından değerlendirme yapılırken yalnızca ruhsattaki “hususi” ibaresine de mutlak sonuç bağlanmamalıdır.
Aracın;
hangi amaçla satın alındığı,
fiilen nasıl kullanıldığı,
satın alan kişinin ticari veya mesleki faaliyetinin bulunup bulunmadığı,
aracın ticari faaliyetin yürütülmesinde kullanılıp kullanılmadığı,
satış sözleşmesinin ve fatura bilgilerinin niteliği,
aracın kullanım amacının taraflarca nasıl belirlendiği
birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle söz konusu Hukuk Genel Kurulu kararı, “ruhsatta hususi yazıyorsa her hafif ticari araç tüketici işlemidir” şeklinde mutlak bir kural olarak değil; tüketici sıfatının belirlenmesinde aracın tescil şekli dahil somut olayın bütün özelliklerinin değerlendirilmesi gerektiğini gösteren önemli bir içtihat olarak ele alınmalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.04.2013 tarihli kararı, araç satışlarından doğan uyuşmazlıklarda “araç ticari nitelikte mi?” sorusu ile “satın alma işlemi ticari veya mesleki amaçla mı yapıldı?” sorularının birbirinden ayrılması gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir.
Bir aracın üretici tarafından “ticari araç” olarak tanıtılması, onun her satışının ticari işlem olduğu anlamına gelmez.
Aynı şekilde, alıcının tacir olması da satın aldığı her mal bakımından tüketici sıfatını otomatik olarak ortadan kaldırmaz.
Esas olan, somut işlemde malın hangi amaçla edinildiğinin ve taraflar arasındaki ilişkinin tüketici işlemi niteliğinde olup olmadığının belirlenmesidir.
Bu nedenle hafif ticari araç sahiplerinin açacağı ayıplı mal davalarında, yalnızca aracın kamyonet veya hafif ticari araç olması gerekçe gösterilerek tüketici sıfatının reddedilmesi doğru değildir. Somut olayın bütün özellikleri değerlendirilerek görev meselesinin çözümlenmesi gerekir.
Not: Kararın 4077 sayılı Kanun döneminde verilmiş olması nedeniyle, günümüzdeki uyuşmazlıklarda kararın gerekçesi 6502 sayılı Kanun'un tüketici tanımı ve tüketici işlemi hükümleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
Av. Yusuf Ayık
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2012/13-1217 E. - 2013/555 K. 17.04.2013 T.
AYIBA KARŞI TEKEFFÜL (Ayıplı Araç - Tüketici Mahkemelerinin Görevi - Hususi Araç )
AYIPLI ARAÇ BEDELİNİN İADESİ ( Tüketici Mahkemelerinin Görevi - Hususi Araç )
TÜKETİCİ MAHKEMELERİNİN GÖREVİ VE YETKİLERİ
TÜKETİCİNİN KORUNMASI KANUNUNDA GEÇEN TANIMLAR, TÜKETİCİ, SATICI
TÜKETİCİ İŞLEMİ
Ayıplı araç bedelinin iadesi istemine ilişkin davada:
Davacı aracı ticari amaçla değil, hususi amaçla satın almış olup; bu hususun aksi de ispatlanabilir. Ancak davalı davacının aracı ticari amaçlarla kullandığını iddia etmemiştir.
Bu nedenle aracın ticari amaçla değil, hususi amaçla satın alındığı, ticari ve mesleki olmayan amaçla satın alan davacının tüketici, davalının da satıcı sıfatını taşıdığı açıktır. Dolayısıyla tüketici ile satıcı arasındaki hukuki işlem de tüketici işlemidir.
Eldeki uyuşmazlık 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında olup, bu Kanuna göre çözümü gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Anılan Kanunun 23. maddesinde; bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü uyuşmazlıklara Tüketici Mahkemelerinde bakılacağı, hükme bağlanmıştır.
Mahkemece işin esası incelenerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmiş olması, usul ve yasaya aykırıdır.
DAVA VE KARAR:
Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;
Ankara 4.Tüketici Mahkemesince davanın görevsizlik nedeniyle reddine dair verilen 16.02.2011 gün ve 2010/99 E., 2011/91 K. sayılı kararın incelenmesinin davacı tarafça istenilmesi üzerine,
Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 24.01.2012 gün ve 2011/16657 E., 2012/901 K. sayılı ilamı ile;
(…Davacı, davalı şirketten 30.11.2007 tarihinde ... Marka ..1,7 dizel tipi 2008 model araç satın aldığını, satın aldığı tarihten itibaren araçta meydana gelen arızalar nedeniyle birçok kez servise başvurduğunu, aracı kullanamadığını ileri sürerek, taraflar arasındaki satış sözleşmesinin iptali ile satış bedeli olarak ödemiş olduğu 27.865,90 TL’nin dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, aracın kamyonet vasfında olması nedeniyle ticari araç olarak satışa sunulduğu, aracın, ticari işletme sahibi olan davacı tarafından ticari faaliyetlerinde kullanmak amacıyla satın alındığının kabulü gerektiği, bu nedenle davada Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu belirtilerek, mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun, “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, yasanın amacı açıklandıktan sonra, kapsam başlıklı 2. maddesinde de, “Bu kanun, birinci maddesinde belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsar” hükmüne yer verilmiştir. Yasanın 3. maddesinde mal; “alışverişe konu olan taşınır eşyayı, konut ve tatil amaçlı taşınmaz malları ve elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri gayri maddi malları ifade eder.” Satıcı; “kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişileri kapsar.” Tüketici ise, “bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişiyi ifade eder.” şeklinde tanımlanmıştır.
Bir hukuki işlemin 4077 sayılı yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen taraflar arasında mal ve hizmet satışına ilişkin bir hukuki işlemin olması gereklidir. Somut olayda, taraflar arasındaki satış sözleşmesine konu olan araç, tanıtım kılavuzunda genel olarak “ticari araç” olarak tasarlandığı belirtilmiş olsa da, dosyada mevcut olan araç ruhsatında aracın kullanma şeklinin “ticari” değil, “hususi” olduğunun yazıldığı, bu nedenle aracın ticari amaçla değil, hususi amaçla satın alındığı anlaşılmaktadır. Aynı belgede, “kullanma Amacı” başlığı altında “yük nakli”nin işaretli olması ve davacının da ticari işletmesi olan bir tacir olması da, mahkemenin kabulünün aksine, sonuca etkili değildir. O halde taraflar arasındaki uyuşmazlık, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında kaldığına göre mahkemece işin esası incelenerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI: Dava, ayıplı malın bedelinin iadesi istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin 30.11.007 tarihinde davalı şirketten ... Marka 2008 Model ... 1.7 CDTY + tipi aracı 27.865,90 TL bedelle satın aldığını, aracın alındığı tarihten itibaren defalarca aynı arıza ve şikayetlerle yetkili servise götürüldüğünü, ancak sorunun giderilemediğini belirterek, sözleşmenin iptali ile ayıplı malın davalıya iadesine, araç için ödenen 27.860,90 TL`nin dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu araçta üretimden kaynaklanan herhangi bir ayıbın olmadığını, aracın distribütör ve ithalatçı firmasının ... Türkiye Ltd. Şti. olduğunu, davanın ... Türkiye Ltd. Şti.`e ihbar edilmesini ve davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dava konusu aracın tescil belgesinde cinsinin “Kapalı Kasa Çift Sıra Koltuklu Kamyonet” olarak belirtildiğini,
her ne kadar aracın tescil belgesinde “Hususi” olduğu yazılı ise de, aracın trafiğe tescilinde aracın vasfına göre değil beyan esasına göre hususi veya ticari olarak kaydedildiğini, davacının tüketici olduğunu kanıtlaması veya sözleşme içeriğinden sözleşmenin tüketici işlemi olduğunun anlaşılması gerektiğini,
davaya konu aracın üretici firmanın reklam ve ilanlarında ticari araç olarak satışa sunulduğunu, aracın kamyonet vasfında olduğunu, yük taşıma amacı asıl olan kamyonet vasfındaki aracın ticari işletme sahibi olan kişinin öncelikle ticari faaliyetinde kullanmak amacı ile satın aldığının kabulü ile mahkemenin görevsizliğine, görevli mahkemenin Ankara Asliye Ticaret Mahkemesi olduğuna dair verilen karar;
Özel Dairece, yukarıda başlık bölümünde aynen alınan ilam ile bozulmuş; Yerel Mahkemece, önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını davacı vekili temyize getirmektedir.
Açıklanan maddi olgu, iddia ve savunma ile bozma ve direnme kararlarının kapsamları itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tüketici mahkemesinin mi yoksa, ticaret mahkemesinin mi görevli olduğu noktasında toplanmaktadır.
İlkin belirtilmelidir ki, davalı otomobil şirketi ile davacı arasındaki sözleşme satış sözleşmesi olup; davacı ile aralarında düzenledikleri satış sözleşmesi
ile davaya konu 2008 model ... marka aracı 27.865,90 TL bedelle davacı satın almıştır.
Konuyla ilgili 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; bu kanunun amacının, kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmek olduğu, açıklanmış; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde de aynen; “Bu Kanun, 1 inci maddede belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsar.” hükmüne yer verilmiştir.
Yine aynı Kanunun “Tanımlar” başlıklı 4822 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinin
(e) bendinde tüketicinin, “bir mal veya hizmeti ticari ve mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan ve yararlanan gerçek ve tüzel kişiyi” ;
(h) bendinde Tüketici işleminin, “mal veya hizmet piyasalarında tüketici ile satıcı-sağlayıcı arasında yapılan her türlü hukuki işlemi”,
(f) bendinde satıcının, “kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek ve tüzel kişileri”; (c) bendinde ise malın, “Alış-verişe konu olan taşınır eşyayı, konut ve tatil amaçlı taşınmaz malları ve elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri gayri maddi malları” ifade edeceği belirtilmiştir.
Görülmektedir ki, 4077 sayılı Kanun, ticari dağıtım zincirinin nihai halkasını oluşturan ve ekonominin nihai hedefi olan tüketicinin, satıcı karşısında daha etkin olarak korunması gereğinden hareketle düzenlenmiş ve bu koruma anlayışı tüketici hukukunun temelini oluşturmuştur.
Tüketici, üretilip piyasaya sürülen ve üretim sürecinin hiçbir aşamasında bilgi sahibi olmadığı ürün veya sunulan hizmeti satın aldığı bir ilişkide zayıf olan taraf olarak kabul edilmiş; yasa koyucu, bu kabulden yola çıkarak iradesini tüketiciyi korumak şeklinde ortaya koymuştur. 4077 sayılı Kanun ile de bu koruma olgusunu yasal düzenleme altına alıp; üretim aşamasında bilgi sahibi olmadığı malları veya sunulan hizmetleri satın alan ve sözleşmede satıcıya karşı zayıf durumda olduğu kabul edilen tüketicinin, sonradan bu mal veya hizmetlerin ayıplı çıkması sonucu uğradığı zararın tazminini sağlama yoluna gitmiştir.
Satılan malın anılan Kanun kapsamında değerlendirebilmek için alıcının bu malı ticari amaçlarla kullanmak üzere almamış olması gerekir. Bu nedenle de tüketici, satışa konu araçta açık veya gizli ayıpların ortaya çıkması halinde 4077 sayılı Kanunun himayesine sığınabilecektir.
Somut olaya gelince; taraflar arasındaki satış sözleşmesine konu olan araç, tanıtım kılavuzunda genel olarak “ticari araç” olarak tasarlandığı belirtilmiş olsa da, dosyada mevcut olan araç ruhsatında aracın kullanma şeklinin “ticari” değil, “hususi” olduğunun yazıldığı dosyada bulunan Trafik Tescil Belgesinden anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde davaya konu aracın hangi amaçla kullanılmak üzere satın alındığının tespiti önem taşımaktadır. Davacı, aracı ticari amaçla kullanmak üzere değil hususi amaçla kullanmak üzere satın aldığını beyan ederek aracı “Hususi” olarak tescil ettirmiş, eldeki davayı da tüketici sıfatı ile Tüketici Mahkemesinde açmıştır. Bu durumda davacının aracı ticari amaçla değil, hususi amaçla satın aldığının kabulü gerekir. Bu hususun aksi de ispatlanabilir. Ancak davalı davacının aracı ticari amaçlarla kullandığını iddia etmemiştir.
Bu nedenle aracın ticari amaçla değil, hususi amaçla satın alındığı, ticari ve mesleki olmayan amaçla satın alan davacının, yukarıda ayrıntısıyla açıklanan yasal hükümler karşısında tüketici, davalının da satıcı sıfatını taşıdığı açıktır. Dolayısıyla tüketici ile satıcı arasındaki hukuki işlem de tüketici işlemidir. Tüketici hukuku; tüketicinin taraflardan birisini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsadığına göre; davacının bu sıfatla yaptığı işlem de tüketici hukuku kapsamında ve onun koruması altındadır.
Bu nedenle eldeki uyuşmazlığın 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında olup, bu Kanuna göre çözümü gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Anılan Kanunun 23. maddesinde; bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü uyuşmazlıklara Tüketici Mahkemelerinde bakılacağı, hükme bağlanmıştır.
O halde taraflar arasındaki uyuşmazlık, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında kaldığına göre mahkemece işin esası incelenerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Hal böyle olunca; yerel mahkeme eldeki davaya bakmakla görevlidir. Mahkemece, aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyularak işin esasına girilmesi ve hasıl olacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekirken, aksine gerekçelerle görevsizliğe dair önceki kararda direnilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ:
Davacının temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden ( BOZULMASINA ), aynı kanunun 440. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere oybirliği ile karar verildi.
YHGK 17.04.2013 E.2012/13-1217 - K.2013/555
Aynı doğrultuda bir diğer kararı da aşağıda paylaşıyoruz:
T.C.
YARGITAY
13. Hukuk Dairesi
E:2009/4799
K:2009/8756
T:24.06.2009
Tüketici Mahkemesi
Görev
Özet
Tüketici ile satıcı arasında mal satışından kaynaklanan uyuşmazlığa tüketici mahkemesi bakmakla görevlidir.
4077 s. Yasa m. 3,23
Taraflar arasındaki ayıplı mal davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı mahkemenin görevsizliğine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı, davalı şirketten satın aldığı aracın tavan sacı ve sol bölgesinin hasarlı olduğunu, bu şekliyle aracın ayıplı olduğunu ileri sürerek, satış bedeli olan 31.460.00 YTL'nin iadesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, aracın mesleki amaçla kullanılmak üzere satın aldığını, gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine ve Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1- 4822 sayılı Kanun ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 3. maddesinde, kanunun uygulanmasıyla ilgili tanımlar yapılıp, bu arada "alışverişe konu olan taşınır eşyayı..." mal, "bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişiyi" tüketici, "kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere, ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişileri" satıcı olarak tanımlamıştır. Aynı Yasa'nın 23. maddesinin 1. fıkrasında ise, "Bu kanunun uygulanmasıyla ilgili çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır" hükmüyle, kanunun uygulanmasından doğacak ihtilaflara bakacak görevli mahkeme belirtilmiştir.
Somut olay değerlendirildiğinde, tüketici davacı ile satıcı davalı arasında mal satışından kaynaklanan bir uyuşmazlık bulunmaktadır. Davalı her ne kadar davacının aracını işlerinde kullandığını savunmasında belirtmiş ise de, araca ait ruhsat incelendiğinde, davaya konu aracın hususi araç olduğu, ticari olmadığı anlaşılmıştır. Davacının trafik kayıtları ile ruhsatında hususi araç olduğu sabit olan aracını mesleğinin mobilyacılık olması nedeniyle gerektiğinde montaja giderken kullanması aracın mesleki amaçla kullanıldığını göstermediği gibi, ticari araç kapsamına da sokmaz. Öyle olunca, sözü edilen Yasa'nın 23. maddesi gereğince davaya bakmaya Tüketici Mahkemesi görevlidir.
Mahkemece, Tüketici Mahkemesi sıfatıyla işin esası incelenerek, sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
2- Bozma nedenine göre, davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Birinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davacı yararına (BOZULMASINA), ikinci bentte açıklanan nedenlerle, davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 24.06.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak:YKD EYLÜL 2009