Ayıplı mal ve ayıplı hizmet nedeniyle açılacak davalarda öncelikle belirlenmesi gereken hususlardan biri, uyuşmazlığın 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında bir tüketici işlemi niteliğinde olup olmadığıdır.
Özellikle otomobil, ticari araç, iş makinesi ve benzeri yüksek bedelli malların satın alınmasından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, davacının tüketici sıfatını taşıyıp taşımadığı, buna bağlı olarak da davanın Tüketici Mahkemesinde mi, Asliye Ticaret Mahkemesinde mi, yoksa Asliye Hukuk Mahkemesinde mi görülmesi gerektiği önem taşımaktadır.
Bu nedenle ayıplı malın varlığından önce, uyuşmazlığın tabi olduğu hukuki rejimin ve görevli mahkemenin doğru biçimde belirlenmesi gerekir.
6502 sayılı Kanun bakımından tüketici; “ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla tüketici kavramı yalnızca gerçek kişilerle sınırlı olmayıp, belirli koşullar altında tüzel kişiler de tüketici sıfatını kazanabilir.
Bununla birlikte, bir ticaret şirketinin ticari işletmesiyle bağlantılı olarak mal satın alması halinde, kural olarak tüketici işleminin varlığından söz edilemeyecek ve uyuşmazlık tüketici hukuku hükümlerine değil, genel hükümlere tabi olacaktır.
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 3. maddesinin (k) bendine göre tüketici:
“Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi”
ifade etmektedir.
Bu düzenlemeden açıkça anlaşılacağı üzere, tüzel kişilerin tüketici olması hukuken mümkün bulunmaktadır.
Ancak burada belirleyici ölçüt tüzel kişinin yalnızca “şirket” olup olmadığı değildir. Asıl önemli olan, somut hukuki işlemin hangi amaçla gerçekleştirildiğidir.
Başka bir ifadeyle, “tüzel kişi = hiçbir zaman tüketici olamaz” şeklindeki mutlak bir kabul de doğru değildir.
Buna karşılık, bir ticaret şirketinin ticari işletmesi kapsamında ve ticari faaliyetinde kullanılmak üzere bir mal veya hizmet satın alması halinde, bu işlemin tüketici işlemi olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
Bu ayrım özellikle otomobil satın alma uyuşmazlıklarında büyük önem taşımaktadır.
Uygulamada sık karşılaşılan uyuşmazlıklardan biri, otomobilin bir şirket adına satın alınması halinde davacının tüketici sayılıp sayılmayacağıdır.
Burada iki farklı durumun birbirinden ayrılması gerekir.
Bir limited veya anonim şirketin, ticari işletmesinde kullanmak, müşterileriyle ve ticari faaliyetleriyle ilgili seyahat etmek, mal ve hizmet taşımak, satış ve pazarlama faaliyetlerinde bulunmak veya işletmenin diğer ticari ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla otomobil satın alması halinde işlem ticari niteliktedir.
Bu durumda şirketin tüketici sıfatından söz edilemez.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2017/913 E., 2020/568 K. sayılı kararında, limited şirket tarafından ticari işletmesinde kullanılmak üzere otomobil satın alınmasını tüketici işlemi olarak kabul etmemiştir.
Yargıtay, tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi davranmak zorunda olduğunu ve ticari işletmesiyle ilgili sözleşmeler bakımından tüketiciler için getirilen özel korumadan yararlanamayacağını belirtmiştir. Somut olayda aracın şirket adına alınması ve ticari işletmede kullanılması nedeniyle davacı şirketin tüketici sayılamayacağı sonucuna varılmıştır.
Buna karşılık, her tüzel kişinin yaptığı her işlemin otomatik olarak ticari işlem sayılması da doğru değildir.
6502 sayılı Kanun'un tüketici tanımında açıkça “gerçek veya tüzel kişi” ayrımı yapılmış olması, ticari veya mesleki olmayan amaçla hareket eden bazı tüzel kişilerin tüketici sıfatına sahip olabileceğini göstermektedir.
Bu nedenle mahkeme tarafından yalnızca faturanın veya ruhsatın kimin adına düzenlendiğine bakılması yeterli olmayıp, malın hangi amaçla satın alındığı ve fiilen hangi amaçla kullanıldığı araştırılmalıdır.
Dolayısıyla şirket adına kayıtlı bir aracın varlığı tek başına tüketici hukukunun uygulanmasını kesin olarak engelleyen bir ölçüt olarak kabul edilmemelidir.
Ticaret şirketlerinin ticari işletmeleriyle ilgili olarak gerçekleştirdikleri mal ve hizmet alımlarında, uyuşmazlığın 6502 sayılı Kanun kapsamında değil, esas itibarıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
Burada özellikle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ticari davalara ilişkin hükümleri önem taşımaktadır.
TTK'nın 4. ve 5. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın ticari dava niteliğinde bulunması halinde görevli mahkeme kural olarak Asliye Ticaret Mahkemesidir.
Buna karşılık, uyuşmazlık ticari dava niteliğinde değilse ve özel olarak başka bir mahkemenin görevine de girmiyorsa, görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olacaktır.
Bu nedenle;
“Tüketici değilse mutlaka Ticaret Mahkemesinde dava açılır.”
şeklinde genel ve mutlak bir kural bulunmamaktadır.
Öncelikle işlemin ticari dava niteliğinde olup olmadığı belirlenmeli, ardından görevli mahkeme tayin edilmelidir.
Ayıplı mallara ilişkin eski uygulamalarda 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri uygulanmaktaydı.
Ancak 4077 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmış olup günümüzde ayıplı mal ve tüketici işlemlerine ilişkin temel düzenleme 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'dur.
Bu nedenle eski tarihli Yargıtay kararlarında 4077 sayılı Kanun'un 4. maddesine yapılan atıflar, günümüzde doğrudan uygulanacak kanun hükmü olarak değil, kararın verildiği dönemdeki hukuki düzenleme bakımından değerlendirilmelidir.
Bununla birlikte, eski Yargıtay kararlarında geliştirilen bazı hukuki ilkeler, özellikle ayıbın niteliği, gizli ayıp, satıcının ayıptan haberdar olması, seçimlik hakların kullanılması ve tüketicinin korunması bakımından güncel hukuk açısından da önemini koruyabilmektedir.
6502 sayılı Kanun bakımından ayıplı malın tüketiciye teslim edilmesi halinde tüketiciye önemli seçimlik haklar tanınmıştır.
6502 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca tüketici;
Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme,
Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme,
Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme,
İmkân varsa satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme,
haklarından birini kullanabilir.
Burada önemli olan husus, tüketiciye kanun tarafından seçimlik haklar tanınmış olmasıdır.
Dolayısıyla satıcının;
“Önce mutlaka tamir edilir, tamir olmazsa değiştirilir.”
şeklindeki tek taraflı bir sıralamayı, kanunda bulunmayan mutlak bir ön şart olarak tüketiciye dayatması mümkün değildir.
Tüketicinin hangi seçimlik hakkını kullanabileceği, somut olayın özellikleri ve kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Tüketici işlemi bulunmayan satış sözleşmelerinde ise ayıplı mala ilişkin temel hükümler 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 219 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Özellikle TBK'nın 227. maddesi ayıplı mal halinde alıcının seçimlik haklarını düzenlemektedir.
Alıcı, şartları oluştuğunda;
sözleşmeden dönme,
satış bedelinden indirim isteme,
ücretsiz onarım,
mümkünse ayıpsız misliyle değiştirme
haklarından yararlanabilir.
Ancak TBK sisteminde seçimlik hakların kullanılması ve özellikle bunların sınırları bakımından kanunun getirdiği özel düzenlemeler bulunmaktadır.
Nitekim TBK'nın 227. maddesinin son fıkralarında, hâkime bazı durumlarda satış bedelinin indirilmesi yönünde karar verme imkânı tanınmıştır.
Bu yönüyle tüketici hukukundaki özel koruma sistemi ile genel satış hükümleri arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır.
Ayıplı mal davalarında önemli konulardan biri de tüketicinin seçtiği seçimlik hakkın mahkeme tarafından değiştirilip değiştirilemeyeceğidir.
Tüketici hukukunun temel amacı, tüketicinin zayıf konumunu dikkate alarak ona kanuni koruma sağlamaktır.
Bu nedenle 6502 sayılı Kanun'da tüketiciye tanınan seçimlik hakların varlığı ve kullanılma koşulları, TBK'nın genel satış hükümlerinden ayrı değerlendirilmelidir.
Örneğin tüketici, şartları oluştuğu takdirde ayıpsız misliyle değiştirme talebinde bulunabilir.
Bu talep karşısında mahkeme, yalnızca satıcının “tamir mümkündür” şeklindeki savunmasıyla tüketicinin kanundan doğan hakkını ortadan kaldıramaz.
Ancak tüketicinin seçtiği hakkın somut olayda kanuni şartları taşıyıp taşımadığı, hakkın kullanılmasının dürüstlük kuralına aykırı olup olmadığı, değiştirme talebinin imkânsız veya orantısız olup olmadığı gibi hususlar ayrıca değerlendirilmelidir.
Dolayısıyla tüketici hukukundaki seçimlik hak sistemi, satıcının veya üreticinin tek taraflı tercihine bırakılmış bir onarım prosedürü değildir.
Otomobil satışından kaynaklanan ayıp uyuşmazlıklarında öncelikle şu soruların cevaplandırılması gerekir:
1. Davacı tüketici midir?
2. Satın alma işlemi tüketici işlemi midir?
3. Davacı gerçek kişi mi, tüzel kişi mi?
4. Araç ticari veya mesleki amaçla mı satın alınmıştır?
5. Araç fiilen hangi amaçla kullanılmıştır?
6. İşlem bir ticari işletmeyle bağlantılı mıdır?
Bu sorular cevaplandırıldıktan sonra görevli mahkeme belirlenmelidir.
6502 sayılı Kanun kapsamında kalan tüketici işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Tüketici Mahkemesidir.
Tüketici işlemi bulunmayan ve tarafların ticari işletmeleriyle ilgili olan uyuşmazlıklarda ise şartları mevcutsa Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir.
Uyuşmazlığın ticari dava niteliği taşımadığı diğer hallerde ise görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olacaktır.
Yargıtay'ın görev konusundaki uygulamasında da tüketici işlemi ile ticari dava arasındaki ayrım önemle gözetilmektedir. Yargıtay, tüketici mahkemesinin görevli olup olmadığının kamu düzenine ilişkin olduğunu ve mahkemece her aşamada re'sen dikkate alınması gerektiğini kabul etmektedir.
Şirket adına alınan otomobiller bakımından Yargıtay'ın konuya yaklaşımı özellikle önemlidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/913 E., 2020/568 K. sayılı kararında, davacı limited şirketin ticari işletmesinde kullanmak üzere otomobil satın aldığı belirlenmiş ve şirketin tüketici olmadığı sonucuna varılmıştır.
Kararda, tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi davranmak zorunda olduğu vurgulanmış; ticari işletmesiyle ilgili sözleşmeler bakımından tacirin tüketicilere tanınan özel korumadan yararlanamayacağı kabul edilmiştir.
Bu karar, özellikle şirket adına satın alınan otomobiller bakımından önemli bir ölçüt ortaya koymaktadır:
Aracın şirket adına alınması tek başına değil; şirketin ticari işletmesiyle bağlantısı ve kullanım amacı ile birlikte değerlendirilmelidir.
Bununla birlikte, şirket adına kayıtlı her aracın hiçbir araştırma yapılmaksızın ticari araç kabul edilmesi de hukuken isabetli değildir.
Mahkeme, somut olayın özelliklerini, satın alma amacını, aracın fiili kullanımını, şirketin faaliyet alanını ve sözleşmenin niteliğini birlikte değerlendirmelidir.
Ayıplı mal uyuşmazlıklarında tüketici hukukunun uygulanmasının en önemli sonuçlarından biri, tüketiciye tanınan özel seçimlik haklardır.
Tüketici hukuku, ekonomik açıdan daha zayıf konumda bulunan tüketiciyi koruma amacı taşımaktadır.
Buna karşılık, tacirler arasındaki ticari satışlarda tarafların ticari deneyime sahip oldukları, ticari riskleri öngörmeleri gerektiği ve basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğünün bulunduğu kabul edilmektedir.
Bu nedenle aynı ayıplı mal bakımından;
Tüketici işlemi söz konusu olduğunda 6502 sayılı Kanun,
tüketici işlemi bulunmadığında ise olayın niteliğine göre TBK ve TTK hükümleri
uygulanacaktır.
Bu ayrım, özellikle otomobil satışlarında ortaya çıkan bedel iadesi, sözleşmeden dönme, ayıpsız misliyle değiştirme ve ücretsiz onarım taleplerinin hukuki dayanağı bakımından belirleyici niteliktedir.
Makalemizin esasını oluşturan uyuşmazlıkların önemli bir bölümü, ayıplı otomobilin satıcıya iadesi karşılığında ödenen satış bedelinin tahsili veya ayıplı otomobilin ayıpsız misliyle değiştirilmesi taleplerinden oluşmaktadır.
Özellikle sıfır kilometre olarak satın alınan otomobillerde;
motor arızaları,
aşırı yağ eksiltme,
elektronik sistem arızaları,
şanzıman problemleri,
sürekli tekrarlayan arızalar,
güvenlik sistemlerindeki bozukluklar,
üretim kaynaklı mekanik problemler
gibi sorunlar ortaya çıkabilmektedir.
Bu gibi durumlarda uyuşmazlığın çözümünde yalnızca “araç tamir edilmiştir” şeklindeki servis kaydına bakılması yeterli değildir.
Mahkemece;
arızanın niteliği,
arızanın kaç kez tekrar ettiği,
aracın serviste kaldığı süreler,
hangi parçaların değiştirildiği,
onarım işlemlerinin sonuç verip vermediği,
aracın kullanım amacını önemli ölçüde etkileyip etkilemediği,
güvenli kullanım bakımından risk oluşturup oluşturmadığı,
ayıbın üretimden kaynaklanıp kaynaklanmadığı
teknik bilirkişi incelemesiyle belirlenmelidir.
Özellikle sıfır kilometre otomobillerde tüketicinin ayıpsız misliyle değişim talebi büyük önem taşımaktadır.
Çünkü tüketicinin sıfır kilometre olarak satın aldığı araçtan beklediği temel niteliklerden biri, satın alma tarihinde mevcut olmayan ve olağan kullanım sırasında ortaya çıkan sürekli ve ciddi arızalardan uzak şekilde kullanılabilmesidir.
Bir aracın daha satın alındığı ilk dönemden itibaren sürekli servise götürülmesi, aynı arızanın tekrarlanması veya önemli parçalarının değiştirilmesine rağmen sorunun giderilememesi halinde, uyuşmazlığın yalnızca “tamir edilmesi gereken basit bir arıza” olarak değerlendirilmesi her olayda mümkün değildir.
Bu nedenle ayıplı otomobil uyuşmazlıklarında aracın objektif olarak beklenen kullanım değerini kaybedip kaybetmediği önem taşımaktadır.
Ayıbın niteliği ve ağırlığı sözleşmeden dönmeyi haklı kılıyorsa, tüketici veya alıcı, kanunun kendisine tanıdığı şartlar çerçevesinde sözleşmeden dönerek ödediği bedelin iadesini talep edebilir.
Bu noktada dava konusu aracın satıcıya iadesi ile satış bedelinin alıcıya iadesi arasında karşılıklı ifa ilişkisi bulunmaktadır.
Dolayısıyla mahkeme kararlarında, ayıplı aracın iadesi ile satış bedelinin iadesinin birbirine bağlı sonuçlar doğurduğu gözetilmelidir.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, tarafların yanlış mahkemede dava açmaları halinde uyuşmazlığın esasına girilmeden önce görev sorununun çözülmesi gerekir.
Bu nedenle özellikle şirketler tarafından açılacak ayıplı otomobil davalarında dava açılmadan önce;
Davacı tüketici midir?
Araç hangi amaçla satın alınmıştır?
Araç şirketin ticari faaliyetinde kullanılmış mıdır?
Tarafların ticari işletmeleriyle bağlantılı bir işlem var mıdır?
Dava ticari dava niteliğinde midir?
sorularının cevaplandırılması gerekir.
Yanlış görevli mahkemede açılan bir dava, ayıbın esasına ilişkin haklı taleplerin dahi usulî sorunlarla karşılaşmasına neden olabilir.
Aşağıda sunulacak mahkeme kararlarının önemli bir bölümü;
ayıplı otomobilin satıcıya iadesi,
ödenen satış bedelinin tahsili,
ayıplı aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesi,
sözleşmeden dönme,
satış bedelinin iadesi,
ücretsiz onarım,
tüketici sıfatının belirlenmesi,
görevli mahkemenin tayini
gibi uyuşmazlıkları konu almaktadır.
Bu kararlar, tüketici hukuku alanında yapılacak akademik ve uygulamaya yönelik çalışmalar açısından önem taşıyan örneklerdir.
Özellikle otomobil satışlarında, ayıbın tespiti kadar davanın hangi hukuki rejime tabi olduğunun ve hangi mahkemede görülmesi gerektiğinin belirlenmesi de davanın sonucunu doğrudan etkileyebilmektedir.
Ayıplı mal nedeniyle açılacak davalarda ilk yapılması gereken işlem, doğrudan ayıbın varlığını tartışmak değil; uyuşmazlığın hangi hukuki rejime tabi olduğunu belirlemektir.
Eğer mal veya hizmet, ticari veya mesleki olmayan bir amaçla hareket eden tüketici tarafından satın alınmışsa, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri uygulanacak ve uyuşmazlığın niteliğine göre Tüketici Mahkemesi görevli olacaktır.
Buna karşılık, özellikle bir ticaret şirketinin kendi ticari işletmesi kapsamında kullanmak üzere otomobil satın alması halinde, şirketin tüketici sıfatından söz edilemeyecek ve uyuşmazlık genel hükümlere tabi olacaktır.
Bu durumda işlemin ticari dava niteliğinde bulunması halinde Asliye Ticaret Mahkemesi, ticari dava niteliğinde bulunmaması halinde ise görev kurallarına göre Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olacaktır.
Dolayısıyla;
“Şirket adına kayıtlı her araç ticari araçtır.”
şeklindeki mutlak yaklaşım yerine;
“Aracın şirket adına satın alınmasının yanı sıra, satın alma amacı, aracın fiilî kullanım şekli, şirketin ticari faaliyeti ve uyuşmazlığın ticari işletmeyle bağlantısı birlikte değerlendirilmelidir.”
şeklindeki yaklaşım hukuken daha isabetlidir.
Özellikle ayıplı otomobil uyuşmazlıklarında tüketicinin sözleşmeden dönme, bedel iadesi, ayıpsız misliyle değiştirme, bedel indirimi veya ücretsiz onarım şeklindeki kanuni haklarının hangi koşullarda kullanılabileceğinin doğru belirlenmesi; bunun yanında davanın doğru görevli mahkemede açılması, hakkın etkin biçimde korunması bakımından büyük önem taşımaktadır.
Sonuç olarak, ayıplı mal hukukunda yalnızca “mal ayıplı mıdır?” sorusunun değil, aynı zamanda “alıcı kimdir, hangi amaçla hareket etmiştir, işlem hangi kanuna tabidir ve hangi mahkeme görevlidir?” sorularının da birlikte cevaplandırılması gerekir.
Bu ayrım yapılmadan ayıplı mal uyuşmazlığının esasına girilmesi, maddi hukuk bakımından haklı olan bir talebin usul hukuku bakımından sonuçsuz kalmasına neden olabilecektir.
Bu makalenin devamında yer verilecek Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda özellikle;
şirket adına satın alınan araçlarda tüketici sıfatı,
ticari amaç ve özel kullanım ayrımı,
ayıplı aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesi,
sözleşmeden dönme,
satış bedelinin iadesi,
görevli mahkemenin belirlenmesi,
tüketici mahkemesi ile asliye ticaret mahkemesi arasındaki görev ayrımı
bakımından değerlendirilmesi mümkündür.
Yargıtay'ın resmi karar arama sisteminde kararlar daire, esas/karar numarası, tarih, kavram ve ilgili mevzuat üzerinden araştırılabilmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2017/913 E., 2020/568 K.
Kararda, limited şirket tarafından ticari işletmede kullanılmak üzere satın alınan otomobil bakımından şirketin tüketici olmadığı kabul edilmiş; tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi davranması gerektiği vurgulanmıştır.
Bu karar, şirket adına satın alınan otomobiller bakımından tüketici sıfatının belirlenmesinde satın alma amacı ve aracın ticari işletmeyle bağlantısı bakımından önemli bir içtihat niteliğindedir.
T .C.
İSTANBUL
16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2011/279 Esas
KARAR NO : 2011/33
HAKİM :
KATİP :
DAVACI : K... TİC LTD ŞTİ -
VEKİLİ : Av. YUSUF AYIK - Pangaltı Ergenekon Cad. T.Fethi Sk. No:2/16 Şişli/ İSTANBUL
DAVALI : D... OTO PAZ VE TİC A.Ş. - Merkez/ İSTANBUL
VEKİLİ : Şişli/ İSTANBUL
DAVA : Alacak
DAVA TARİHİ : 19/08/2011
KARAR TARİHİ : 11/10/2011
Mahkememizde görülmekte bulunan Alacak davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
Dava konusu otomobilin 26/10/2010 tarihli fatura ile 92.257,19.TL bedelle davacı yanca satın alındığı anlaşılmış, araç üzerinde uzman bilirkişi kurulu marifetiyle keşfen incelemeler yapılmış, teknik incelemede, aracın tavan döşemesinin ve A-Sütunu döşemesinin sökük olduğu, torpidonun bir kısmı ve torpidonun altındaki tesisatın sökülmüş ve dağınık halde olduğu görülmüştür. Yapılan kapsamlı incelemede, tavan sacının ön cam kenarındaki traversin sol tarafında bulunan 3 adet enine 2 adet boyuna puntonun (punto kaynağı) atmış olduğu açıkça görülmüştür. Davacı tarafça iddia edilen gıcırtı sesinin kaynağının söz konusu punto kaynağındaki atıkların olduğu, iki sacın kaynak bağlantılarının ortadan kalkması sonucu saçların birbirine sürtmesi ile sesin meydana geldiği anlaşılmıştır. İnceleme sırasında dava konusu aracın takometresi 525 km olduğu tespit edilmiştir.
Davalı yanca, arızanın onarılabilir olduğu beyan edilmekte ise de, bilirkişi raporunda, tespit edilen punta atmalarının öncelikle vahim bir imalat hatası olduğu, karoserinin çok kritik bir bölgesinde meydana geldiği göz önüne alındığında, onarımın fabrikasyon orjinalliği ve dayanıklılık yönünden de aynı birleştiriciliği temin edemeyeceği sonucuna varıldığı görüşü bildirilmiş, ayrıca arızanın ilk on beş gün içerisinde ortaya çıkması ve aracın km'si gözönüne alındığında ileride kullanımda karoserinin başka noktalarında da punto atma riskinin olabileceği ifade edilmiştir.
Davacı yanca aracın davalının yetkili servisine iade edilmiş olduğu görülmekle, satış bedeli 92.257,19.TL'nin davalıdan tahsili gerektiği anlaşılmıştır. BK'nun 205/2 maddesi gereği satılana vaki olan masrafların da ödenmesi gerekeceğinden, davacı tarafça yapılan ve belgelenen … toplam 2.333,07.TL'nin de davalıdan tahsili gerektiği anlaşılmıştır. Belirlenen miktarlara dava ve ıslah tarihleri itibarıyla değişen oranlarda avans faizi yürütülmesi gerektiğinden, tüm dosya birlikte değerlendirilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklandığı üzere;
1- 92.257,19.TL araç satış bedeli ve toplam 2.333,07.TL davacı tarafından yapılan diğer giderler olmak üzere toplam 94.590,26.TL'nin, 93.757,19.TL'sine dava tarihinden, 833,07.TL'sine ıslah tarihi 21/09/2011 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan TAHSİLİNE,
2- Fazlaya dair istemin REDDİNE,
3- K arar tarihinde yürürlükteki harç tarifesi gereği alınması gereken 5.618,66.TL harcın peşin alınan 1.426,00.TL harçtan mahsubu ile bakiye ( 4.192,66.TL ) harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4- Davacı vekili lehine ….avukatlık ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,
5- Red olunan kısım üzerinden davalı vekili lehine hesap olunan nispi Avukatlık ücretinin Avukatlık ücret tarifesi 12. maddesi gereğince ikinci kısım 2 bölüm ücretten az olamayacağı nedenle … Avukatlık ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
6- Davacı tarafından yapılan yargılama giderleri (peşin ve nispi harç, tebligat, müzekkere, bilirkişi ücreti) toplamı 2.533,10.TL'den red ve kabul oranına göre hesap ve taktir olunan 2.495,27.TL'sinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına,
Dair taraf vekillerinin yüzlerine karşı kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde Yargıtay yolu açık olmak üzere karar verildi. 11/10/2011
Katip 94178 Hakim 37590